Diş Röntgeni

Diş röntgeni dişlerin, kemik ve dişetlerinin klinikte muayene ile görünmeyen kısımlarını göstermeye yarayan bir resimdir.

Çocuğumdan ne amaçla diş röntgeni çekiliyor?

Diş röntgeni dişhekiminin dişler yada çenelerle ilgili problemleri teşhis etmesine yardımcı bir yöntemdir. Örneğin ağız içi muayene ile sadece büyük çürükler teşhis edilebilirken, röntgenle başlangıç çürükleri tespit edilebilir. Ya da ağızdaki absenin hangi dişten kaynaklandığı, dişlerdeki yapı bozuklukları, kök kırıkları, kist ya da tümörler röntgenle tespit edilebilir.

Diş röntgeninin çocuğuma zararı var mıdır?

Modern teknik ve metotlarla çekilen diş röntgeninden yayılan radyasyon minimal düzeydedir. Bu nedenle de diş röntgeninden yayılan radyasyonun çocuğa bir zararının olması söz konusu değildir. Aksine teşhis açısından röntgenden elde edilen fayda çok fazladır.

Kaç çeşit diş röntgeni çekilebilir?

Esas olarak ağız içi ve ağız dışından olmak üzere iki çeşit diş röntgeni çekilebilir. Ağız dışından çekilen röntgenlerde film ağız dışına yerleştirilirken, ağız içinden çekilen röntgenlerde film ağız içine yerleştirilir. Genel olarak ağız içine yerleştirilen filmler birkaç diş ve çevre dokular izlenebilirken, ağız dışına yerleştirilen filmlerle çene kemiklerini de içine alan daha geniş bir alan izlenmektedir.

Posted on Kasım 19th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

Diş Hassasiyeti

Dişlerde hassasiyet ne demektir?

Sıcak, soğuk, şeker veya ekşi yiyecek-içecekler ağza alındığında dişlerde ani bir tepki oluşur; ağrı-sızı başlar. Bu ağrı keskin, ani ve derindir.

Çürük ve eski dolgular dışında hassasiyet en çok dişeti çekilmesi ile açığa çıkan kök yüzeylerinden kaynaklanır. Normal olarak, dentin (dişin ikinci ve önemli bir tabakası) mine ve sement (kök yüzeyini kaplayan özel tabaka) ile çepeçevre kuşatılmıştır. Diş hassasiyetinin sebebi tam olarak anlaşılamamışsa da  hassasiyetin dişin sinirine mikron düzeyindeki kanalcıklar aracılığı ile iletildiği üzerinde duruluyor.

Diş hassasiyetine sebep olan faktörler:

*sert ve travmatik diş fırçalama (zamanla mine ve sementi aşındırır)
*dişeti çekilmesi
*dişeti hastalığı (şiş ve iltihaplı dişetleri de hassasiyete yol açar)
*kırık dişler
*diş gıcırdatma - sıkma
*plak birikimi
 
Hassasiyete karşı evde yapılabilecek birşey var mı?

*ağız hijyenine dikkat edilmeli. (dişlerinizin ve ağzınızın her noktasını dikkatlice temizlemelisiniz)
*yumuşak kıllı fırça kullanılabilir. (dişin sert tabakalarına daha az zarar verilmiş olur)
*özel diş macunu (düzenli kullanıldığında etkili sonuçlar alınabiliyor)
*alınan gıdalara dikkat edilmeli. (fazla asit içeren yiyeceklerin sık tüketilmesi sonucu mine tabakası çözünebilir)
*florlu diş bakım ürünleri kullanılmalı

Bu konudaki profesyonel yaklaşım nedir?

*açığa çıkmış kök yüzeyleri izole edilir
*floridli verniklerle kök yüzeyleri iyileştirilebilir
*dişin eksilen tabakalarının yerine dolgu maddeleriyle restorasyonlar yapılabilir

Posted on Kasım 19th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

Bruxism ( Diş Sıkma - Diş Gıcırdatma )

DİŞ SIKMA - DİŞ GICIRDATMA NEDİR?

Diş sıkma ve diş gıcırdatma genellikle uyku sırasında, çoğunlukla da hastanın farkında olmadan yaptığı aşırı çene hareketleridir. Son yıllarda, şehir hayatının getirdiği zorluklar ve stresli yaşam sonucunda toplumumuzda çok sık görülmeye başlanmıştır. Bu alışkanlığa sahip bireyler genellikle bu durumdan haberdar değildir.

DİŞ SIKMA - DİŞ GICIRDATMA NEDEN OLUŞUR?

Duygusal Stresler:

Stresli hayat tarzı, diş sıkma ve diş gıcırdatmanın en önemli nedeni olmakla birlikte, bu durumu hızlandırıcı bir faktördür. Vücudumuzda, stresin oluşturduğu etkileri görebileceğimiz ilk yer ağız ve diş bölgesidir. Aşırı titiz, hassas, sinirli bir yapıya sahip olmak da diş sıkma ve diş gıcırdatmada etkili bir faktördür. Zorlu bir durumla karşılaşıldığında moral vermesi için söylenen sık biraz dişini deyimi günlük konuşmada yerini almıştır.

Malokluzyon:

Dişlerin dizilimindeki bozukluklar yani malokluzyon, bruksizmin diğer bir nedenidir. Dizilimdeki bozukluklar gelişim sırasında oluşabildiği gibi, çok sayıda üst yüzeyi aşınmış eski protez ve dolgunun varlığında da gelişebilir.

DİŞ SIKMA - DİŞ GICIRDATMANIN BELİRTİLERİ VE YARATTIĞI SORUNLAR NELERDİR?

Dişlerin birbirine sürekli teması ve sürtünmesi sonucunda dişlerin çiğneyici yüzeylerinde mine kayıpları görülür. Dişlerin çiğneyici yüzeylerinde oluşan bu aşınmalar özellikle ön dişlerde daha belirgin olur.

Diş yüzeylerinde meydana gelen aşınmaların ilerlemesi ya da hızlı gelişmesi sonucunda dişlerde hassasiyet, yani soğuk ve sıcağa karşı aşırı duyarlılık gözlenebilir.

Diş gıcırdatma sonucu ön dişlerin kesici kenarlarında ve arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikroçatlaklar oluşur. Bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerde kırılmalara neden olabilir.

Diş sıkma ve diş gıcırdatmanın dişeti hastalıkları ve yanlış diş fırçalamayla birlikte görülmesi halinde, dişetlerinde çekilme ve diş sert dokuları üzerinde çentikler oluşmaktadır. Bu çentikler hassasiyet ve aşırı duyarlılığa yol açtıkları gibi, dişin kırılmasına de neden olabilir.

Diş gıcırdatma alışkanlığının uzun yıllar devam etmesi sonucunda dişlerde sallanmalar başlayabilir. Özellikle bir yada birkaç dişe fazla kuvvet gelmesi durumunda, ilgili dişlerde ağrı görülebilir ve zamanla bu dişler kaybedilebilir.
Gece boyu süren çene aktivitesine bağlı olarak, sabahları yorgun kalkma, başağrısı, şakak ve yanak bölgesinde kas ağrısı görülebilir.

Çene eklemine aşırı yük gelmesi sonucunda eklemde kilitlenme, çıtırtı sesleri ve ağrı olabilir.

Sürekli ısırmaya bağlı olarak, yanak içinde dişlerin birbirleriyle temas ettiği hizada, sürekli ısırmaya bağlı olarak
irritasyonlar ve beyaz çizgi şeklinde bir hat gözlenebilir.

Bu belirtilerin hepsi yada birkaçı diş sıkma ve diş gıcırdatmanın başlamasından hemen sonra gözlenmez. Belirtilerin ortaya çıkması rahatsızlığın şiddetine göre uzun yıllar sürebilir. Bazı durumlarda ise çok az belirti görülür. 
 
DİŞ SIKMA - DİŞ GICIRDATMANIN TEDAVİSİ

Bu rahatsızlıkta tedavinin birinci amacı, çene ekleminde geri dönüşümsüz zararlar bırakan, normal dışı çene hareketlerini engelleyerek çene eklemini korumak, varsa ağrıyı ortadan kaldırmak ve dişlerin aşınmasını engellemektir. Bu amaçla, hastanın gece uyurken takacağı, dişlerine uygun olarak hazırlanan silikon plaklar kullanılmaktadır. Plak uyku esnasında dişlerin birbiriyle direkt temasını keserek aşınmayı engellemekte, böylece çene eklemini rahatlatmakta ve ağrıyı ortadan kaldırmaktadır. Ancak şiddetli vakalarda gece plağının yanısıra stresi azaltmaya yönelik tedaviler, kas gevşetici ve uyku düzenleyici ilaçlar kullanılması gerekebilir. Bu tip rahatsızlıklarda dengeli bir diş teması ve çene hareketlerinin sağlanması için, eski yada hatalı yapılmış dolgu ve protezlerin yenilenmesi ve mutlaka eksik olan dişlerin uygun görülen protez uygulamalarıyla tamamlanması gerekir.

Posted on Kasım 19th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

Ağız Kuruluğu

Ağız kuruluğu dişhekimliğinde kserostomia olarak adlandırılır. Tükrük bezlerinin tükrük salgılama fonksiyonlarının azalması sonucunda, ağız kuruluğu ortaya çıkar.

AĞIZ KURULUĞUNUN NEDENLERİ ŞUNLARDIR

Ağız kuruluğu bazı ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabilir. Ortalama 500 ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğuna neden olmaktadır.

Tükrük bezlerinde meydana gelen hastalıklar ve tükrük bezlerinin cerrrahi olarak çıkartılması ağız kuruluğuna neden olur.

Yaşla birlikte tükrük salgısı azalır. Bazı sistemik hastalıklarda (diabet, hormonal hastalıklar, siyogren sendromu, nörolojik bozukluklar) ağız kuruluğu görülmektedir.
Radyoterapi, özellikle baş ve boyun radyoterapisi tükrük bezlerinde hasara neden olarak ağız kuruluğuna yol açar. Alkol ve kafein kullanımı ağız kuruluğuna neden olur. 
 
AĞIZ KURULUĞU MEYDANA GELDİĞİNDE,

- Özellikle kuru yiyecekler için yeme zorluğu,
- Dilde yanma, norma dışı his, sızlama,
- Ağzı nemli tutacak şeyleri sık uygulama ihtiyacı,
- Konuşma ve yutkunma zorluğu,
- Sık susama,
- Dudak kenarlarında kuruma ve çatlama,
- Tad duyusunda azalma, anormal tad hissi,
- Protez kullanımında zorluk,
- Kötü ağız kokusu ortaya çıkar.

Tükrük
ağız için önemli bir savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle tükrük salgısının azalması ağız içinde çeşitli sorunlara yol açar.

Tükrük salgısının azalmasıyla tükrüğün yıkama fonksiyonu da azalacağı için bakteri plağı ve yiyecek artıklarının birikimi kolaylaşır. Bu nedenle dişeti hastalıkları ve diş çürükleri oluşumu artar.

Tükrük
oksijen içerir. Tükrük salgısındaki azalma sonucu ağız içerisindeki oksijen miktarı da azalır. Oksijenin azalması oksijensiz ortamda yaşayan anaerop bakterilerin kolayca üremesine neden olur. Anaerop bakteriler dişeti hastalıklarına, diş çürüklerine ve ağız kokusuna neden olur. Tükrük yapısında bulunan çürük oluşumunu engelleyen mineraller de azalacağı için çürük oluşumu artar. 
 
AĞIZ KURULUĞUNUN TEDAVİSİ

Eğer ağız kuruluğu kullanılan bir ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkıyorsa ilaç değiştirilebilir.

- Sık sık ağzı ıslatmak için yudum yudum su içmek ve sulu gıdaların alımını arttırmak,
- Şekersiz sakız çiğnemek,
- Alkol, kafein, sigara ve şekerli yiyeceklerden uzak durmak,
- C vitamini almak,
- İçeriğinde alkol ve sodyum lauryl sülfat bulunan ağız bakım ürünlerini kullanmamak,
- Gerekirse yapay tükrük kullanmak,
- Yaşanan ortamın nemini arttırmak faydalı olabilir.

Tükrük
ağız için önemli bir savunma mekanizmasdır. Bu nedenle ağız kuruluğunu ihmal etmemek gerekir.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

AFT ve Uçuk

Günümüzde pekçok insan tekrarlayan ağız yaralarından şikayetçidir. En sık görülen tekrarlayan ağız yaraları Aft ve uçuktur. Aft ve uçuk aynı belirtileri gösterdiği için, ağızda meydana geldiğinde birini diğerinden ayırmak zordur. Bu iki lezyonun oluşum nedenleri ve tedavisi tamamen farklı olduğu için ayırımı önemlidir.

AFT

Aft, ağız içinde genellikle dil üzerinde, yumuşak damakta, yanak ve dudak mukozasında ve farekste görülen, oldukça ağrılı, küçük, yüzeysel ülserlerdir. Bayanlarda erkeklere oranla daha fazla ortaya çıkar.

Aftın meydana gelmesini hızlandıran ve seyrini kötüleştiren pekçok faktör saptanmasına karşın, meydana gelme sebebi henüz tam olarak açıklanamamıştır.

Aft Oluşumunu Etkileyen Faktörler

Pekçok hastalıkta olduğu gibi, stres aft oluşumunun en önemli nedenlerinden biridir. Bayanlarda adet dönemi öncesi gerginlik dönemi de aft oluşumunu tetikler.

Domates, sirke, turunçgiller gibi asitli yiyecekler, tuzlu ve baharatlı çerezler, aft oluşumunu hızlandıran önemli faktörler arasında sayılmaktadır.

Sert yiyecekler, yanak ve dudağın ısırılması, diş fırçalama işleminin sert olarak yapılması gibi travmalar da aft oluşumu için uygun ortam hazırlar.

Bazı sistemik hastalıklarda, örneğin Behçet hastalığında, vücuttaki diğer belirtilerle birlikte ağız içinde aft oluşumu gözlenmektedir.

B12 vitamini ve demir eksikliğinin, ayrıca diş macunları içinde bulunan kimyasal bir maddenin de aft oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir.
 
Aft Tedavisi

Aftın kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. Herhangi bir tedavi uygulanmasa da ortalama 7-10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşir.

UÇUK

Uçuk nadiren ağız içinde olsa da, genellikle dudak kenarı gibi ağız dışı bölgelerde görülen, içi sıvı dolu küçük kabarcıklara verilen addır. Genellikle ağrılıdır ve ağrı uçuk oluşumundan birkaç gün önce başlar. Bu kabarcıklar zaman içinde patlayarak kabuklanır. Ortalama 7-10 gün içerisinde iyileşir.

Uçuğun oluşum nedeni herpes simpleks olarak adlandırılan bir virüstür. Daha önce bu enfeksiyonu geçirmiş olan kişilerde pasif halde bulunan bu virüs, güneş ışığına maruz kalma, stres, travma, yorgunluk, hormonal değişiklikler gibi durumlarda aktifleşerek uçuk oluşumuna neden olur.

Uçuk bulaşıcıdır. Uçuğun patlamasından itibaren tamamen iyileşene kadar ki süre en riskli dönemdir. Uçuğu olan bir kişinin kullandığı eşyalardan ve uçuklu birinin öpmesi sonucu bulaşma meydana gelir. Bulaşıcı olduğu için uçuğa dokunulmaması gerekir.

Uçuğun Tedavisi

Günümüzde uçuğun tedavisinde antiviral uçuk kremleri kullanılmaktadır. Bu krem deriden geçerek uçuk virüsünü etkiler ve deriye vereceği zararı engeller.

Aft ve Uçuk Arasındaki Farklar

*Aft sadece ağız içinde meydana gelir. Uçuk ise nadiren ağız içerisinde, genellikle ağız dışında meydana gelir.
*Aft bulaşıcı değildir, uçuk bulaşıcıdır.
*Aftın oluşumu henüz tam olarak açıklanamamıştır, oysa uçuk bir virüs enfeksiyonudur.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

Diş Macunu

Günümüzde değişik özellikler gösteren diş macunları piyasaya sürülmektedir. Diş macunlarının içine çeşitli maddelerin ilavesiyle, plak, çürük, diştaşı ve hassasiyet önleyici etkiler geliştirilmeye çalışılmaktadır. Floridin çürük önleyici veya çürük oluşumunu azaltıcı etkisi kanıtlanmıştır. Bu nedenle floridli diş macunları tercih edilmelidir.

Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde, diş fırçası kılları arasına yerleştirilmeli ve diş fırçalama süresince diş macunun dişle teması sağlanmalıdır. Diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

Diş macununun yapısındaki partiküllerin büyüklüğü ve miktarı, diş fırçalama sırasında diş yüzeyinde meydana gelen aşınma ile doğru orantılıdır. Mümkün olduğunca aşındırıcı özelliği yüksek olan, beyazlattığı iddia edilen diş macunları tercih edilmemelidir.

Özetle uzun korumalı, floridli diş macunları kullanılmalı ve aşındırıcı özelliklerin farklı olarak uygulanması amacıyla diş macunu arada bir değiştirilmelidir.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

DİŞ FIRÇALAMA

Sağılıklı diş ve dişetlerine sahip olmak için, dişlerin sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce olmak üzere, günde en az iki kez fırçalanması gerekir. Ancak esas önemli nokta, doğru diş fırçalamayı bilmektir.

DİŞ FIRÇASININ SEÇİMİ

Diş fırçaları boyut, şekil, fırça kıllarının dizilimi ve sertliklerine göre değişiklik gösterir. İyi bir diş fırçası ağzın tüm bölgelerine ulaşabilmelidir. Kişi tarafından kullanım kolaylığı ve fonksiyonu, fırça seçiminde önemli olan iki faktördür.

Doğal ve yapay olmak üzere iki çeşit fırça kılı vardır. Her iki fırça kılı çeşidi de etkin olmasına karşın, dayanıklılığı, elastikiyeti ve boyutlarındaki standartlık nedeniyle naylon fırça kılları avantajlıdır. Doğal fırça kılları kolaylıkla deforme olur ve parçalanır, dolayısıyla kontaminasyon riski artar. Orta sertlikte kıl yapısına sahip, kılları yuvarlatılmış fırçalar tavsiye edilmektedir.

Fırça sapının özellikleri tamamen kişiye bağlıdır. Kişinin eline rahatça oturan, rahat kullanabileceği bir fırça sapı tercih edilmelidir.

Özetle, rutin kullanım için düz saplı, düz yüzeyli, orta sertlikte, yuvarlak uçlu, naylon kıllı fırçalar kullanılmalı ve diş fırçası 3 ayda bir değiştirilmelidir.

ELEKTRİKLİ DİŞ FIRÇALARI

Günümüzde pekçok insan daha etkili olduğu düşüncesiyle elektrikli diş fırçalarını tercih etmektedir. Ancak, kişi ellerini kullanabildiği sürece, elektrikli diş fırçalarının manuel fırçalara herhangi bir üstünlüğü yoktur. Önemli olan diş fırçasını doğru kullanmaktır.

DİŞ FIRÇALAMA TEKNİKLERİ

Diş fırçalama belirli bir düzen içinde yapılmalıdır. Alt ve üst çenedeki dişler ayrı ayrı fırçalanmalıdır. Dişler sırasıyla önce ön, sonra iç ve sonra çiğneyici yüzeyleri olmak üzere fırçalanır. En arka dişlerin arka bölgeleri ve dil yüzeyi de fırçalamaya dahil edilmelidir. Dişler belirli bir düzen içinde fırçalanmazsa, her bölge tam olarak temizlenemez.

Dişler fırçalanırken diş fırçanız kuru olmalıdır. Fırça ıslatıldığında kılları yumuşadığı için tam temizlik sağlanamaz.

Diş fırçası kılların yarısı dişte yarısı dişetinde olmak üzere, 45 derecelik açı verilerek yerleştirilir. İleri-geri ve dairesel hareketlerin birleşimi olan titreşim hareketi uygulanarak, fırça kıllarının diş ile dişeti arasındaki dişeti oluğuna girmesi sağlanır. Bu hareket her fırça bölgesinde 15-20 kez tekrarlanır ve bir fırça boyu ilerlenir. İç yüzeylerde de aynı yöntem uygulanır. İç yüzeyler fırçalanırken ön bölgelerde fırça dik tutulabilir. Dişlerin çiğneyici yüzeyleri ileri-geri hareketlerle fırçalanır. Fırçalama işlemi bittikten sonra ağız 1-2 kez çalkalanır. Bu şekilde diş macunu ağızdan tamamen atılmaz, içeriğindeki flor daha fazla etki gösterir.

Diş fırçalama süresi ortalama 3-4 dakikadır. Tüm diş yüzeylerinin fırçalanması gerekir. Fırçalama sırasında aşırı kuvvet uygulanmamalıdır. Aşırı kuvvet uygulanması ve sert fırça kıllarının tercih edilmesi dişlerde aşınmaya neden olur.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

BESLENME VE DİŞ SAĞLIĞI

Şeker yeme sizin de bildğiniz gibi diş çürütme de büyük bir etkendir. Tabi bu ne kadar şeker yediğinize de bağlı. Ne zaman ve nerde ne kadar şeker yiyeceğinizi bilmemiz sağlığınız açısından oldukça önemli.

Bütün gün boyunca şekerli yiyecekler yediğiniz ve soda içtiğiniz zaman diş minesi dişlerinizi bu asitlere karşı korur.

Şekerlemeler, nane şekerleri daha fazla şeker içerdiğinden agız içerisinde daha fazla etkiye sahiptir. Çogu uzman böyle şekerli maddelerin yemeklerden en az 3 saat sonra alınması gerektiğini söylemektedir.

Şekerli ya da nişastalı yiyeceklerin yemekle beraber yenilmesi yalnız yenmesinden ağız açısından daha az zarar verici hale gelmesini sağlar.Çünkü bu sırada şekeri ve ağızdaki bakterileri temizleyen tükürük üretimi artar. Yatmadan önce şekerli yiyecekler yenmesi çok daha büyük derecede zararlıdır. (özellikle dişlerinizi fırçalamadıysanız). Çünkü uykunuzda vücudunuz yeteri kadar tükürük salgılaması yapamaz.

Çoğu insan için şekerli yiyecekleri bırakmak onlardan vazgeçmek kolay değildir.

Bu yüzden bu geçerli olan çözümleri deneyiniz;

*yemekle beraber korbonhidrat alın…
*yemekten sonra dişlerinizi fırçalayamıyorsanız ağzınızı iyice çalkalayın veya ağız ve diş temizleyici olan sakızlardan çiğneyiniz .
*Eğer hafif yemek yiyecekseniz şekersiz yiyecekler yeyiniz.(peynir, patlamış mısır, yoğurt gibi)

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

AĞIZ KANSERLERİ

Ağız Kanserlerinin Sıklığı ve Ciddiyeti

Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.

Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir. 
  
Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?

Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri

Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi Çiğneme ve yutma güçlüğü Dil ve çene hareketlerinde zorlanma Dil veya ağzın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini fark etmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.

Ağız kanseri riskinin azaltılması için:

Sigara, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz.
Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız.
Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır.

Meyve ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz…

SİGARA VE AĞIZ SAĞLIĞI

Sigara ve tütün kullanımı ağız için oldukça zararlıdır. Bu zararları şöyle sıralayabiliriz:
 
*Dişlerin üzerinde katran artıkları veya koyu-kahverengi lekeler birikir.
*Damakta kırmızı renkli iltihabi oluşumlar gözlenir
*Dişeti hastalığına yatkınlık
*Kötü ağız kokusu
*Siyah kıllı dil görüntüsü
*Ağızda doku bozuklukları (oral lezyonlar)
*Dişeti çekilmesi
*Ağız kanseri

Tütünün en büyük zararlarından birisi ağız kanseridir. Genelde ağız kanserlerinin %75′inde sigara ve alkol alışkanlığı olduğu saptanmıştır. Kişi sigarayı bırakırsa ağız kanseri riski hemen ve önemli ölçüde azalır. Sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra ağız kanseri olma riski, hiç sigara içmeyeninkine denk olur.

Ağız kanserinin tespiti

*Ağızda ve boyunda ağrısız, alışılmadık şişlik, yumru ve şişlik oluşumu
*Ağız içinde yer yer kırmızı ve beyaz alanlar
*Ağız veya boğazdan gelen tekrar eden kanamalar
*çiğneme- yutkunma zorluğu

Düzenli olarak diş kontrollerini yaptırmanız erken tanıda önemlidir. Anormal bir doku değişikliği varsa biopsi alınarak teşhise yollanır. Eğer ağız içinde anormal bir doku değişikliği varsa hemen hekiminize başvurmalısınız.

Ağız kanserini nasıl tespit edersiniz?  

Şu durumlarda yüksek risk altındasınız demektir:
 
*sigara ve tütün kullanımı
*aşırı alkol tüketimi
*sürekli güneş ışığına maruz kalma
*dudak ısırma, yanak çiğneme alışkanlığı
*kötü yapılmış protezler

Bazı erken işaretler:

*yüz, boyun ve ağızda 2 hafta içinde iyileşmeyen ağrılar, uyuşuk alanlar
*dudak, dişeti veya diğer ağız bölgelerinde oluşan şişlik, yumru veya kabarcıklar
*beyaz, kırmızı veya koyu renkli alanların oluşması
*ağız içinde tekrar eden kanamalar

7 KOLAY ADIMDA KANSER TESTİ:

1- BAŞ-BOYUN aynada başınıza ve boynunuza bakın. Yüzün solu ve sağı aynı şekle sahip olmalıdır. Yüzünüzün sadece bir tarafında oluşan kabarcık ya da yumru oluşup oluşmadığını kontrol edin.
2- YÜZ cildinizi kontrol edin. Renk, şekil değişikliği, yeni ben oluşumu ya da ağrılı alanlar var mı?
3- BOYUN yan ve ön kenarları parmakla kontrol edin. Hassas bir alan hissediyor musunuz?
4- DUDAK alt dudağınızı dışarı- aşağı çıkardığınızda herhangi bir renk değişikliği ya da ağrılı bir alan fark ediyor musunuz? Alt dudağınızı parmağınızla yoklayın, tekrar kontrol edin. aynı işlemi üst dudak için de tekrarlayın.
5- YANAK yanakların iç kısmında beyaz, kırmızı, koyu renkli lekeler var mı? İşaret ve baş parmağınızla yoklayarak şişlik veya ağrılı bir alan olup olmadığını kontrol edebilirsiniz.
6- DAMAK damağınızı görmeye çalışın. Şişlik, hassasiyet, renk değişikliği var mı?
7- DİL dilinizi dışarı çıkarıp renk ve yüzey yapısını kontrol edin. Sağına, soluna, üstüne ve altına bakın.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »

KADINLARDA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HAKKINDA GENEL BİLGİ

Kadınların ergenlik, menstürasyon, hamilelik ve menapoz dönemlerinde vücutlarındaki cinsiyet hormonlarının seviyesinde değişiklikler meydana gelir. Hormon seviyesindeki bu dalgalanmalar, ağız ve diş sağlığını etkiler.

ERGENLİK ÇAĞINDA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

Özellikle menstürasyon dönemlerinde hormonal değişikliklere bağlı olarak dişetleri hassaslaşır. Bu dönemlerde dişetlerinde iltihabın belirtileri olan kızarıklık ve kanama görülebilir. Ayrıca menstürasyon döneminde uçuk ve aft gibi lezyonlara daha sık rastlanır.

HAMİLELİKTE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

Hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığı büyük önem kazanır. Çünkü bu dönemde hem hormonal değişiklikler nedeniyle ağız sağlığında sorunlar yaşanabilir, hem de oluşan bu sorunların tedavi edilmesi sırasında bazı riskler söz konusudur.

Hamilelik sırasında meydana gelen en önemli değişiklik östrojen ve progesteron hormonlarının seviyesinin yükselmesidir. Bu durum dişler üzerindeki plak birikiminin artmasına, dolayısıyla mevcut dişeti hastalıklarının büyümesine ve daha rahatsız edici bir hal almasına neden olur. Bu durum özellikle 2. 3. aylık dönemde (hamilelik 3 tane 3er aylık dönemden oluşur ve bu dönemler trimestr olarak adlandırılır) dönemde hamile kadınların çoğunu etkiler.

Hamilelikte dişeti hastalıklarının yanısıra, hamilelikte epulis olarak adlandırılan dişeti büyümeleri görülebilir. Bu büyüme hamileliğin sonlarına doğru veya hamilelikten sonra kendiliğinden iyileşir. Ancak çiğneme ve ağız bakım işlemleri sırasında rahatsızlık veriyorsa , alınması
gerekebilir.

Hamilelik sırasında beslenme hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir. Hamileliğin 5-6. haftalarında bebeğin diş gelişimi başlar. Bu nedenle bebeğin ağız ve diş sağlığı açısından, hamilelik dönemi boyunca yeteri kadar protein, A,C,D vitaminleri, kalsiyum ve fosfor alınmalıdır.

Hamileliğin diş çürümesine etkisi yoktur. Ancak halk arasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak, annenin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı düşünülmektedir. Eğer ağız ve diş bakımı yeterli yapılırsa çürük oluşmaz. Hamileliğin diş çürüğüne etkisi, sadece yaşanan bulantılar sonucunda oluşan kusmanın, ağız ortamındaki asiditeyi arttırması şeklindedir ki, zaten dişler fırçalandığında bu asidite ortadan kalkar.

HAMİLELİK SIRASINDA DİŞ TEDAVİSİ YAPILABİLİR Mİ?

Hamileliğin ilk ve son üç ayında diş tedavisi yapılması sakıncalıdır. Meydana gelen sorunların tedavisi ancak 4. ve 6. aylar arasında gerçekleştirilebilir. Diğer dönemlerde işlem yapılması düşüğe veya erken doğuma neden olabilir. Mecbur kalınan acil durumlarda, var olan sorunun mu, yoksa uygulanan tedavinin mi bebeğin gelişimini daha fazla etkileyeceği göz önüne alınarak, gerekirse jinekoloğa danışılarak karar verilir. Gerçekleşebilecek komplikasyonları ortadan kaldırabilmek için, aslında en doğrusu hamileliğin planlanması aşamasında dişhekimine başvurularak, gereken tedavilerin önceden uygulanmasıdır.

Hamilelik Sırasında Yapılmaması Gereken İşlemler Var mıdır?

Hamilelik sırasında uygulanan lokal anestezik maddelerin kesinlikle octopressin içermemesi gerekir. Zira bu madde uterusta kasılmaya neden olabileceği için düşüğe veya erken doğuma neden olabilir.

Her ne kadar dişhekimliğinde kullanılan röntgen ışını çok az dozda ve anne karnındaki bebeğe yakın olmasa da, mecbur kalınmadıkça hamilelik sırasında röntgen çekilmemelidir.

Hamilelikte ilaç kullanımı dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Hamilelikte penisilin ve türevlerinin kullanımının bebek için bir sakıncası olmadığı tespit edilmiştir. Ancak tetrasiklin grubu antibiyotiklerin kullanılması, bebeğin dişlerinde tekrasiklin renklenmesi olarak adlandırılan renklenmelerin oluşmasına neden olur.

MENAPOZ DÖNEMİNDE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

Menapoz döneminde bayanlarda hem hormonal hem de psikolojik değişiklikler görülmektedir. Bu değişiklikler ağız ve diş sağlığını da etkiler. Menapoz döneminde hamilelik döneminin aksine östrojen seviyesinde azalma meydana gelir. Östrojen kalsiyumun emilmesi için gerekli bir hormondur ve eksikliğinde kemik erimesi meydana gelir. Kemik erimesi vücuttaki tüm kemiklerde meydana gelir. Dişi çevreleyen kemik dokusunda meydana gelen erime, dişin desteğini kaybetmesine neden olduğu için, dişlerin sallanarak kaybedilmesi ile sonuçlanabilir. Bu nedenle, menapoz döneminde kalsiyum seviyesinin yükseltilmesi için, hekim kontrolünde kalsiyum ve kalsiyumun emilimini arttıran D vitamini alınması gerekecektir.

Menapoz döneminde ayrıca ağız kuruluğu, ağızda yanma hissi ve hassasiyet görülebilir.

DOĞUM KONTROL İLAÇLARININ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINA ETKİSİ

Doğum kontrol ilaçları içerdikleri hormonlar nedeniyle, hamilelikte görülenlere benzer ağız içi değişikliklere neden olur. Ayrıca, doğum kontrol ilacı kullanımının, diş çekimi sonrası görülebilen alveolit olarak adlandırılan durumun oluşum riskini 3 kat arttırdığı tespit edilmiştir.

Posted on Kasım 16th, 2007 by sevinc  |  No Comments »